16 Mayıs 2011 Pazartesi

Nefesim Nefesime

13.03.2011 İstanbul
Bu pazar amaçlı ve gönüllü uyandım, İstanbul’a sıcak yüzünü yansıtan güneş ile birlikte. Sanki okula yetişen çocuklar gibi heyecan doluydu içim. Kıpır kıpırdı.

Bu pazar sokaklar bir başka göründü güzüme. Bir iyi niyet, bir şefkat vardı sanki simit tezgahlarında, Üsküdar Meydanı’nda. Motor ile İstanbul’a geçerken, boğaz rüzgarları yüzüme baba şefkati gibi dokundu. Soğuktu ama ben ısınmıştım. İçim, kıpır kıpırdı. Amaçlı ve gönüllüydüm.

Bir türkünün, bir kıtasını tutturdum kendimce;
“Yatar gül harmanı gibi
Canımın dermanı gibi
Har yanında çiçek açmış
Bin boğa ormanı gibi
Nesine yar nesine
Ölürüm ben sesine
Bir daha vursa idi
Nefesim nefesine”

Martıları göremedim. Bugün uçmayı bırakmışlar mıydı? Beşiktaş Meydan’ındaki güvercinlerde yoktu sanki. Dolmuş sırası beklemeden geldim Taksim’e ve yürüdüm İstiklal’de binaların arasından bir çıkıp bir kaybolan güneş ile oynayarak.

Bu pazar amaçlı, gönüllü ve de heyecanlı ulaştım Mekteb-i Sultaniye meydanına. Meydanda bekleyen kalabalığın içine yürüdükçe simalar tanıdık gelmeye başladı. Birkaç gülümseyen yüz ile öpüştük, sarıldık. Ne kadar da uzun zaman olmuştu görmeyeli kalem arkadaşlarımı.

Haller, hatırlar çarpıştı tarihi binaların arasında. Sigaralar içildi eski günlerdeki gibi üst üste. Nefesim nefeslerine karıştı. Muhabirken sokaklarda turlarken, bir basın toplantısını beklerken ya da gece acil kapısında haber koşuştururken karşılaştığım tüm meslektaşlarımı kucakladım bu Pazar. O günler ile bu günler arasındaki tek fark göbekler ve beyaz saçlardı. Güldük, iç çektik uzunca. Sonra bir baktık ki, eksiktik. En değerlilerimiz yoktu aramızda.
Buruldum bir an, gözlerimin kuruduğunu fark ettim. Göz yaşlarım çekildi, terk etti beni. Başımı öne eğdiğim an, dostların neden hep, kötü bir şeyler olduğunda bir araya geldiğini düşündüm. Omuzlarımın üzerinden başımı dik tutmaya çalıştım. Aramızda olamayan özgürlükleri ellerinden alınan arkadaşlarım için Nedim için, Ahmet için ve yıllardan beri özgür olamayan basın için dik tuttum inadına. İşte, içim yine kıpır kıpır.

Pankartlar dağıtıldığı an aslında ne kadar da güçlü olduğumuz anladım. Meydan’da bir an yüzler, binlere ulaşmıştı. Bazı gazeteci dostlarımız çocukları eşleri ile katılmıştı yürüyüşümüze. Hatta koltuk değnekleri ile gelen bir yazar ağabeyimizin inançlı protestosu heyecanıma daha bir heyecan kattı.

Ağır ama bir o kadar da kararlı adımlarla yürürken İstiklal’de, sloganlarımız alkışla, tebessüm ile karşılandı biz basın emekçilerinin. Başım daha da dikti artık. Yaptığım işin haklı gururu ile vardım Taksim Meydanı’na. Amacımı, gönüllü olarak gerçekleştirdim. İçim kıpır kıpırdı.

Bir işe yaradığımı, çorbada tuz olduğumu hissettirdi bu Pazar günü bana. Vedalaşırken arkadaşlarımla, bu eylemin, amacına ulaşmasını temenni ettim. Özgürlükleri ellerinden alınan arkadaşlarımın, bu Özgür ve Demokratik (!) ülkenin emekçi saflarında yeniden yer almasını istedim.

O arkadaşlarım için yine omuz omuza, güneşli ve kuşların özgürce süzüldüğü ortamlarda nefesimin nefeslerine karışmasını diledim…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder