26 Ekim 2015 Pazartesi

*Bu sinir niye?*

Farkında mısınız? “Kodum mu oturturum” tarzı bir toplum olduk. Hayırlısı… Hangi televizyon kanalını açsam, ya ağlayan bir kadın, çocuk… ya da mafya tarzı tipler ve onlardan beteri, polis rolü kesen cinsler… Yahut sıklıkla, Vekil kılıklı kabadayılar???

Şimdi soru şu: Okumadan ırak sadece TV eğlencesi olan bir millete dayarsan vurdulu kırdılı, taşlı sopalı kavgalı diziyi. O millet, o gece eşine dostuna ne yapmaz? Ya da ertesi gün yataktan kalktığı zaman yoluna gidene kadar karşına çıkana nasıl davranır?

Basit bir örnek ile kendi geçmişimde bir kesit, bir gözlem aktarayım; Bir arkadaşım,  lise dönemlerinde amcasının sahip olduğu sinemada, yarı zamanlı çalışıyordu… Bizi davet etti… Beleş ya, bir koştur aldık sinemanın kapısında soluğu. 5-6 kişilik bir grup sıralandık koltuklara. O zamanlar Türk sineması bünye değiştirmiş, emekçileri de olmadık filmlerle ekmek derdinde… Tabi ergen dönemler de tavan yaptığından önümüze konanı pek beğenmiştik. Üç film birden, devamlı… Yani kesinti yok! Ara yok! Bir solukta… İlk önce bir Türk seks filmi, inanılmaz kötü… Ardından yabancı bir erotik film Emmanuel, tabi film arasına da hard porno görüntüler, montajlı… Ve muhteşem üçlünün sonuncusu,  karete filmi… Nasıl bir mantık olduğunu bilmiyorum. Ama o sinemalara gidenleri yüzde 90 sado-mazo eğilimli olduğunu düşünmüşümdür… hem seks, hem de şiddet…
Ama esas olan içimizde ki en uslu adamın bile filmlerden sonra sapıtıp kendini karateci ve bulunmaz Hint kumaşı sanmasıydı…

Yani şiddet, şiddeti tetiklemekte.

Bu davranış biçiminin ne eğitimle, ne kültürle, ne de doğa ile alakası var. Örneğin doğanın uyandığı bahar aylarında hafta sonu stresimizden ayrışalım, ota böceğe karışalım, sakinleşelim diye gittiğimiz piknik alanları vardır. Çoğumuz da gideriz, severiz de... –Mangal, çizgili pijama, ip atlama, yakan top, istop (!)- Tonla eylem yumağı... Ancak bu mekanlarda kendini bilmez, içkiyi neresine içtiği belirsiz birinin hışmı ile her zaman karşı karşıya kalabilirsiniz. Yani doğa bizi pek sakinleştirmiyor.

Pardon! Bizi demeyelim de bazılarını diyelim…

Sanat, özellikle müzik, insanların ruhunu okşar derler... Dedikleri ile kalırlar. Şahsen yaşadım... Evet ruha derinlik veriyor. Ama derinlere indikçe ışık kayboluyor.

Geçtiğimiz bir zamanda şan sanatçısı Soprano Tülay Uyar’ı izliyorum. Sahnede coşkun ve sevgi dolu ses tonu ile izleyenleri büyülüyor. Kendisi parçasını okurken, ben de bir yandan hayal kuruyorum; “6 metrelik bir yelkenli ile yemyeşil adaların yanından geçiyorum, yüzüme ılık bir lodos vuruyor. Güneş ısıtıyor içimi. Bir yanda martılar, diğer yanda yunuslar teknem ile yarışıyor... Gülümsüyorum... Huzurlu ve mutluyum, Anlamsız sırıtıyorum”

Bu arada bir şimşek çakıyor; “Ne işi var bu pırıl pırıl havada şimşeğin” diye gözümü açtığımda, fotoğraf çekme meraklısı bir beyefendinin “şak şuk” deklanşöre bastığını görüyorum. Ama öyle böyle değil arka arkaya... Ben dahil herkesin  ilgisi Tulay Uyar’dan bu fotoğraf meraklısı iyi giyimli belli ki eğitimli (!) zat-ı muhtereme çevriliyor. Sahnede Tülay Hanım gözlerini kırpıştırıyor. Neyse ki profesyonel, konsantrasyonu dağılsa bile bir hata yapmadan eseri icra ediyor.

Bu arada konserden yetkili kişi, Uygun bir dil ile adamı sessizce uyarıyor. Adam homurdanıyor pek oralı olmuyor. Ben de elindeki makineye bakarak, düz mantıkta; “meslektaşımdır, belki benim lisanımdan anlar, yumuşak bir giriş yapıp, anlaşayım” diyorum ve meslekten olup olmadığını soruyorum. Yanıt açık ve net; “Konserden sonra kim olduğumu sana gösteririm, hacı...”

…?

Yani sanat, müzik, kültür ya da eğitim, insanoğlunun bazı türlerine pek bir fayda sağlamıyor. Eşek ve altın semer misali...

Bugün kendisi ile ayna karşısında yüzleşen insanlar, profesyonel yardım alabiliyor. En azından stres atmak için gerek spor, gerekse meditasyon ya da yoga gibi etkinliklere katılarak bir şekilde sakinleşmeye çalışıyorlar. Buraya kadar güzel... Ama nedense bunların da suyu çıkarılıyor. Beli tutulduğu için yoga merkezine dava açıp stres yaşayan mı ararsınız, yoksa “Aikido öğrendim dur bir hareket göstereyim” diyerek arkadaşının kolunu kıran mı?

Tabii Türkiye’nin bir gerçeği daha var, birahaneler ve meyhaneler... Bunlar toplu meditasyon merkezlerinin yerini tutuyor. En önemli mevzular özellikle karşı cins sorunlarının çözüme ulaştığı, gecenin ilerleyen saatlerinde masa üstünde hiç tanımadığın insanlarla karşılıklı atılan göbekler sayesinde bir şekilde rahatlanıyor. Ertesi gün biraz baş ağrısı yapsa da, bir adet aspirin ile iş çözüme ulaşıyor.

Sonuç: Ne olursa olsun tedavi olmayı dahi stres ile karşılayan asabi insanlarız.
Çözün: Sende… Aynaya bak!

İyi günlerde kullanın.